Biyokimya Uzmanı Ayşegül Çoruhlu, sağlıklı uzun yaşamın (longevity) sırlarını vermeye devam ediyor. Çoruhlu, SÖZCÜ TV’de Simge Fıstıkoğlu’nun konuyla ilgili sorularını yanıtlıyor…
Sadece daha uzun değil, daha keyifli, daha kaliteli yaşamanın ve yaşlanmayı frenlemenin mümkün olduğunu anlatan Çoruhlu, bu kez longevity eşliğinde cilt sağlığını koruma yollarını açıkladı…

image

Cildin koruyucu kalkanı: KERATİN

Cildinüst katmanı keratin tabakadır. Keratin tabakanın hücrelerinin adı keratinosittir ve bunların işte seramid dedik ki membranlarının yarısı seramiddir. Şimdi diyoruz ki bu keratin tabakanın bir pH’ı var, bu bakteri bunu yapıyor. Şimdi de keratinin kendisini konuşmamız lazım.

Keratin ne? Bir protein. Bunu kim yapıyor? Keratinosit, onların özelliği o; en dıştaki hücreler bu proteini üretiyorlar. Cildin protein kısmı yani hani protein lafı var ya, bunu dışarıdan vermek, ağızdan vermek mümkün mü diye bakıldığında Avustralya koyunlarının yüncüğünden…

O da onun saçı ya, böyle patentli, ekstrakt edilmiş bir küçük protein molekülüyle sen ağızdan aldığında cildin keratin proteinini cildin üst tabakasına koyuyor. Şimdi lekeye bağlayacağız keratini. Keratin proteini orada niye üretiliyor sorusunun en büyük cevaplarından biri melaninle ilgili.

Cildin pH’ını içten korumak gerekir

Seramidi cildin nem bariyeri, cildin dışındaki lipid tabakadır diye konuşmuştuk. Çok da güzel çalıştığını, o ihtiyacı giderdiğini biliyoruz. Şimdi ‘Cildin başka ihtiyacı yok mu?’ sorusunun sorulması lazım.

Bir kere cildin pH’ı çok basit bir konudur ama herkes o kadar dikkate almaz. İşte çok sabunla yıkadığında kurur, deterjanlar onu bozar.

pH cildin yüzeyindeki asitlik veya alkalilik derecesini gösterir. Derecesi genelde 5,5 gibidir. Yani hafif asidiktir. Onu korumak lazım içeriden.

Bağırsak bakterisiyle dengelenir

Bağırsak-beyin gibi bağırsak-cilt ilişkisinde hep konuşuyoruz, orada özel bir bakteri türü buluyorlar. Bu bakteri türü eğer çoğalmışsa cildin dış katmanındaki o pH’ı da ayarlamaya yarıyor diye bulunuyor. Hatta o da bir tür laktik asit bakterisi diye geçiyor. Onu ben şöyle anlatıyorum: ‘‘Bu o gruptan bir bakteriyse Kleopatra da haksız değilmiş sütün içine süt banyosu yaparken…”

İşte oradaki bakteri türleri cildin dışındaki pH’ı ayarlıyor. pH ayarlı olunca da cilt hem daha zor tahriş oluyor hem nemli kalıyor hem de daha zor bakterilere, virüslere karşı iyi bir koruma sağlamış oluyorsun çünkü onlar orada barınamıyor.

Yani bağırsağın içinden cildin pH’ını ayarlama diye bir şey var ki bütün cilt tabii, bütün vücutta bu pH’ın, düzgün hatta yani göz içi, ağız, vajina her yer pH yani. Biz ciltten konuşuyoruz, bu pH’ın o şey yapılması önemli.

Yani patentliyorlar, önce bu bakteriyi ayrıştırıyorlar, buna bir çalışma yapıyorlar, işte bütün regülasyonlardan geçip buna o patenti veriyorlar ve diyorlar ki “Bu da bir biyom” hani mikrobiyom ya, “bu da bir biyom, özel bir suş ve bunun özelliği bir tür laktik asit bakterisi, cildin dış katmanında o pH’ı ayarlamaktır.’’

Önemli bir vitamin

Bir D vitamini konuşulduğunda özellikle supplementlar konusunda şu sorular sorulacak yükselmiyorsa, hani güneşi bir tarafa koydum kışı da konuşuyorum ki yazın bile yükselmiyor; D vitamininin önündeki engeller; bir bağırsak bir karaciğer. Neden? Bir; yağda emiliyor lafı var bağırsak söz konusu; ya yağ ememiyorsan, safran yoksa, ishalsen şu bu ve yağda emilmek belli bir miktar emilmek demek. 

Vücutta hızlı emilmesi önemli

İki; bütün yağda emilenlerin yolu zaten karaciğerdir, orada bir iş olacak demek ki suda erisin diye. Onlar karaciğere gidip bir de karaciğerin bir görevi var. O yüzden
daha önce konuştuğumuz ‘Rapid’ diye çok özel ve gerçekten hani dünyadaki mevcudiyetinin Türkiye’de tek olduğu ve ülke olarak bence bununla gurur duymamız gereken molekülden bahsederken demiştik ki “Karaciğerin fonksiyon yapmak zorunda olmasını da aradan çıkarıyor, bypass ediyor. Yağda emilmeye hikayesiyle bağırsağa ve safraya mecbur kalmayı da bypass ediyor.”

Bu ikisini de devreden çıkarınca bütün bildiğimiz D vitaminlerinden 2,5 kat daha hızlı, 2,5 kat daha az dozla aynı etkiyi yapıyor. Demek ki bugün versem yarın yükseldiğini göreceğim; beklemeyeceğim günlerce yani o kadar hani verdiğin gidiyor manasında o.

İşte bütün bu hikayede en alttaki konulardan biri D vitamini bizi böyle ileriye götürmesi ve D vitamininin bütün ‘longevite’de de hastalıklarda da böyle ortada kendine bir yer bulmasıdır.

Zamanla fonksiyonları azalıyor

Melaningüneş, güneş vurduğunda cildi koyulaştıran şeyin adı melanindir. Melanin cildin güneş kremidir aslında. Yani güneşin cilde vereceği hasarı minimize etmek için vücut melanini üretir, o orada filtre şemsiye yapar dolayısıyla güneş ışınlarını üst katmanda tutmaya çalışır ki aşağıya problem gelmesin güneşi gördükçe.

Yaşla bütün üretimler zayıfladığı gibi keratin üretimi ve keratinosit fonksiyonu da yavaşladığından bazı yerlerde fazla melanin ve keratine çok öbeklenme, bazı yerlerde renk tamamen açılıp yazın beyazlıklar da olabiliyor.

Bir bakteri var

Dolayısıyla Avustralya koyuncuklarının yününden yapılan keratin proteini, Kleopatra’nın süt banyosu mikrobiyomu özel suş; kera ve biyomu bir araya getirerek ağızdan alınan cildin pH’ını düzelten, cildin en dışındaki kırıklıkları düzelten bir baktericiğimiz var bu patentli özel bir suş. Onun yanında da bizim keratinositlerin iyi üretmesi lazım keratini ki melanine yardım etsinler.Bunları koyduğumuzda aslında bu ikisi gerçekten hem bakteriyel hem de ışık için çok güzel bir filtre üretiyor.

Menopozda kolajen tip 1 kemiğe de yarar cilde de

Menopozunzamanıyla yaşlanmanın zamanı üst üste biniyor. Kimin kime ne yaptığı belli değile geliyor. Tabii ki başka konuları konuşursun ama bir anda cildimde o kırışıklık oluyor konusu, bir anda yaşlanmanın üstüne denk geldiği için lekesi de ince kıtır kıtır kırışıklığı da oluyor.

O konuda zaten en büyük bence destek seramid konusu, su içme konusu hani normal, beslenmenin her türü… Menopoz kolajeni diye bir şey var. Bu şu demek: Suyu da tutsun, şeker hasarı da azalsın bir de bildiğimiz iyi tip 1 yüksek etkili kolajen peptidini koyalım; menopoza böyle bir destek verelim.

O yüzden onunla seramid aslında baş başa gider ama kendim de o yaşlara gelen biri olarak cilt güzelliğiyle kemik sağlığını pazarlığa koyuyorum, ciltten öne koyuyorum kemik sağlığını. Buradan da öyle bir kolajenin zaten tip 1’iyle kemik paralel gider; kemikteki kolajen tip 1’dir, ciltteki kolajen tip 1’dir. İyisi oraya da gider, oraya da gider. Dolayısıyla hangisi için alıyorsan alıyorsan her şekilde öbürü “bir alana bir bedava” gibi olur.

Her yaşta önemli bir bariyer

Her yaşta cilt önemli bariyer olduğu için; pH’ı önemli dedik, keratini önemli dedik, melaninin keratinle korunması önemli dedik, seramid önemli dedik, menopozdaki tip 1 kolajen kemiğe de yarıyor dedik, orada su tutucu maddelerin ve şeker bloklayıcı maddelerin de ekstra olması lazım dedik ve bütün bu cilt hikayesinin bir tane de çok özel görevi var değil mi; D vitamini yapacak…